![]()
Hüseyin ÇAKIR
ckrhsyn2025@gmail.com
Deprem Bölgesinde Neler Oldu?
01/03/2023
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh. Esteîzü billah; “Fakat o, sarp yokuşu göze alamadı. Bilir misin nedir o sarp yokuş? Köle azat etmektir. Boynu bükük olanı kurtarmaktır. Mahsur kalan bir insanı kurtarmaktır. Bir hayat kurtarmaktır. Yahut şiddetli bir açlık gününde/dar günde doyurmaktır. Yakındaki bir yetimi/öksüzü… Veya aç ve açıkta/toz toprak içinde kalmış bir yoksulu…” İla âhiril ayeh. Sadakallahül azim. Beled suresindeki bu ayetlere mazhar olabilmek arzusuyla çıktık bu arama kurtarma yolculuğuna. Dünya meşgalesinin olanca ağırlığından zaman buldukça eğitim yaptık, fırsat buldukça terledik, nefis ve şeytanın ivâlarına kapılmadan işimizi en iyi şekilde yapabilmek için kendimizi yetiştirdik. Şeytanlaşmış insanların kınamalarına aldırmadan mazluma imdat olabilmek adına… Ve aldığımız bu eğitimlerin ve bedenimizin zekâtı olarak her fırsatta koştuk mazluma, yoksula, öksüze yardımcı olmak adına… Elhamdulilllah… Kimi zaman Elazığ’da enkazda canlı aradık, Kimi zaman alevlerle mücadele ettik Manavgat’ta, Kimi zaman sel sularında canlı aradık Bozkurt’ta, Kimi zaman kayıp bir yaşlı amcanın cansız bedenine ulaştık Aksalur’da, Kimi zaman kuyuya düşmüş, mahsur kalmış kedi-köpek kurtardık memleketimin köylerinde… Evet, biz İHH Arama Kurtarma gönüllüleriyiz. Mazluma imdat olabilmek için çıktık bu yola, arkamızda çoluk çocuğumuzu bırakarak koşarız afet mekânına, sığınırız yüce yaratana, O görür, O korur, bizi O’ndan başka koruyup gözetecek de yok zaten… Şehadet şerbeti içeriz Bahaddin Yıldız gibi Hindikuş dağlarında, Lübnan’da Emre Yerli gibi gurbet ellerde, Tarık Kesekci kardeşim gibi çıktığı Allah yolunda, Ve sadece O’ndan bekleriz mükâfatımızı, Duyduğumuz ‘ALLAH RAZI OLSUN’ sözü yeter bize… Kimimiz esnaf, kimimiz öğrenci, kimimiz mühendis, kimimiz çiftçi ama gayemiz cennet, gayemiz rabbimizin RIZASI… Dünyalık beklentimiz yok bizim, makam mevki düşünmeyiz evelallah… Rabbim hizmetlerimizi cennetimize vesile eylesin, güç ve kuvvetimizi, malımızı kendi yolunda harcayıp razı olduğu kullarından eylesin. Amellerimizi gösterişe, nefsimize ve şeytana oyuncak ettirmesin. Amin… DEPREMLE İLGİLİ GENEL BİLGİ 06.02.2023 günü, Türkiye saati ile 04.17'de ve ardından 13.24'te merkez üssü Kahramanmaraş'ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde iki farklı deprem meydana geldi. İlk deprem yerin 8,6 kilometre, ikinci deprem ise 7 kilometre derinliğinde oldu. Bu nedenle her iki deprem de "sığ deprem" olarak değerlendirilir ve bu tür depremler yüzeye yakın olduğundan neden oldukları hasar göreceli olarak daha yüksektir. Pazarcık depremi, sol yanal atımlı Doğu Anadolu Fay Zonu'nun Narlı Fay Parçası (Segmenti) üzerinde oluştu. Bu büyük deprem bölgedeki diğer fayları önemli oranda etkileyerek üzerine gerilme aktarılan (tetiklenen) ve Doğu Anadolu Fayı'ndan ayrılan bir kol olan Çardak Fayı üzerinde Elbistan depremini oluşturdu. Bu iki fayın merkez üsleri arasında yaklaşık 90 kilometre kuş uçuşu mesafe bulunuyor. Kısaca da olsa NEVŞEHİR İHH arama kurtarma ekibimizden bahsetmek istiyorum sizlere. İHH Arama Kurtarma Nevşehir ekibi 2016 yılında kuruldu. Akabinde AFAD İl Müdürlüğü ile imzalanan protokol gereğince eğitimlerimizi hem AFAD’dan hem İHH afet yönetimi çatısı altında alanında uzman hocalarımızdan aldık ve bu aldığımız eğitimlerle AFAD’la iş birliği içerinde çalışmalarımızı sürdürdük. Yerelde birçok kez AFAD personeliyle kayıp vakaları ve düzenlenen tatbikatlara gönüllülerimizle katılım sağladık. Arama kurtarma ekibimiz İHH Afet Yönetiminin 2020 yılında Bolu Aladağlar bölgesinde 17-20 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirdiği 3. Ulusal tatbikattan sonra çalışmalarına hız vermiş ve oluşturduğu 22 kişilik gönüllü ekibiyle günümüze kadar resmi kurum ve kuruluşlardan ve İHH Afet Yönetiminden çok sayıda eğitim almıştır. Ekibimiz Batı Karadeniz Bozkurt Sel Felaketi, Antalya Manavgat Orman Yangınları, Elazığ-Malatya Depremi ile ülkemizi yasa boğan Büyük Güneydoğu depremlerinde görev almıştır. Ekibimize İçişleri bakanımız Sayın Süleyman Soylu Bey tarafından katıldığımız afet çalışmalarından dolayı sayısız Teşekkür Beratı takdim edilmiştir. AFAD Başkanlığın yayımladığı Akreditasyon sistemine başvurusu kabul edilmiş olup, sınav çağrısı bekleme süreci devam etmektedir. 06.02.2023 / 04:17:34 Pazar gece geç vakit yatarken haftalık programımı gözden geçirmiştim. Bilemezdim ben program yaparken Yüce Yaratan’ın hakkımızda yaptığı programı… Avizenin şangırtısıyla açtım gözümü, evin 8. katta olması hasebiyle çok şiddetli sallanıyorduk. Daha önce çok defa il dışında depreme yakalanmıştım ama bu defa başkaydı bitmek bilmeyen dakikalar… Aldığımız eğitimler aklıma geliyor ama uygulayamıyordum, çok şiddetli sallantı ve panik hali maalesef esir almıştı bedenimi. Ya Rab, bitsin hu sarsıntı artık, derken salavat getiriyor, dualar ediyordum. Ailemin emniyetini temin ettikten sonra kendimi toparladım, çünkü bir ekibim vardı ve bu gibi afet durumlarında çıkış için haber beklediklerini biliyordum. Her zaman hazırdı onlar. AFAD Müdürümüz’ün çağrısı ile hazırlıklara başladım. Arama Kurtarma ekibimize özel bir aracımız yoktu, bu tür operasyonlara şahsi araçlarımızla intikal sağlıyorduk. Ekip arkadaşlarımızla irtibata geçtim, ilk olarak yol ve dava arkadaşım Oğuz Süleyman Albayrak abiyi aradım, “uyandım abi, ayaktayız, iyiyiz, bir şeyimiz yok, ben hazırım” dedi. Bana çok büyük güç ve destek verdi bu sözleri. Daha sonra ekip üyeleriyle irtibat kurduk. (Hepsinden Allah razı olsun, ne zaman arasam amasız fakatsız hepsi de hazırdılar). Oğuz abi arabasıyla teker teker ekibi evlerinden topladı, depomuzdan şahsi ekipmanlarımızı alıp sabah namazımızı eda ettikten sonra yola revan olduk. Çalışma Bölgemiz yolda haber verilecekti. Burada sözü Oğuz abiye bırakmak istiyorum. 2023 yılı Şubat ayının 6. günü sabah depremi hissettikten sonra, görevimiz gereği hazırlanarak 06:30’da yola çıktık. Kar yağmıştı sabaha kadar, yaklaşık 15-20 cm kadar vardı. Niğde-Pozantı arasında dayımın kızı aradı; “… abi, kardeşimin Malatya’da kaldığı otel yıkılmış, haber alınamıyormuş…” demesi üzerine, bilgi almak için haberleşme trafiğine de girdik. Bir taraftan kar, yağmur, deprem trafiği, bir taraftan telefon trafiği… İkiye bölünebilseydim de bir yarım oraya gitseydi dedim, ancak aldığımız bilgilere göre yollarda da deprem etkisi ile kapanmalar, karayolları, köprü ve viyadüklerde ağır hasarlar, tünellerde de yıkılmalar olmuştu. Ağır bir travma yaşıyorduk… (Yeğeninin vefat ettiğini üçüncü gün öğrendik) Allah rahmet eylesin. Oğuz abi için zor bir gündü ama profesyonelce karar verdi ve yolumuza devam ettik. Yoğun duygularla sürekli dualar ederek ilerliyorduk. Acaba ne kadar büyük bir deprem, ne kadar hasar var diye düşünerek Adana’ya doğru Oğuz abi araç kullanırken bir yandan da yağmur gibi gelen telefon çağrılarına, mesajlara yetişmeye çalışıyordum. Gerek yağan karın etkisi, gerekse deprem bölgesine doğru olan yoğun trafik sebebi ile varış yerimiz olan İskenderun’a ancak 12:00 sularında ulaşabildik. Depremin etkisini, ikamet ettiğimiz Nevşehir’den hissettiğimize göre ve büyüklüğünü haber kaynaklarından öğrendiğimize göre anlamıştık. Ancak İskenderun’a girer girmez yolların bina yıkıntı ve enkazlardan dolayı daraldığını, sağımız ve solumuzda her iki binadan birinin ya göçtüğü ya da ağır hasar aldığını, her an çökecek vaziyette olduğunu, her yerde ambulanslar, cenaze arabaları, vinçler, ekskavatörler görünce daha yakinen anladık… Film seti değildi, durum çok vahimdi… Yol üzerinde bir kamyonet içinde birkaç battaniyeye sarılı yarı açık cenazenin olduğunu görünce FELAKET kelimesinin mahiyetini idrak etmiştim… Gerçekten FELAKET üstü bir yıkımdı… ADETA KÜÇÜK KIYAMETİ YAŞIYORDUK İskenderun Ramada Otelin yanında geniş bir alanda emniyetli diye bir süre durduk. Sağanak yağmur vardı. 12 katlı bir yapı devrilmişti. Bu binanın benzeri ise hemen yanında idi, yıkılmamıştı, hasar almıştı ancak ayakta idi. Önce hayret ettim, nasıl olur da ikiz kulelerden biri yıkılır diğeri ayakta kalır diye. Bu arada enkazda kalan insanları aramak ve kurtarmak üzere hızlıca hareket ederek çalışma kıyafetlerini giydik ve sahayı tanımlamaya koyulduk. Bu arada hem bize mihmandarlık edecek olan İHH Arama Kurtarma sorumluları ile irtibata geçiyor hem de çalışma alanımızı öğrenmeye çalışıyorduk. Bu arada saat 13:30 sıralarında araba ile seyir halinde iken sağa-sola yatay yönde çok hızlı-ani yer değiştirmeye başladık. Az önce hemen yanında durduğumuz yerden henüz ayrılmıştık ki dakikalar geçmeden ikinci deprem olduğunu anladık ve diğer 12 katlı ikiz yapı da gözümüzün önünde devrilmeye başladı… Allah’ım ne oluyordu?! Evet kıyamet alametlerini hadislerden öğrenmiştik, depremler, seller felaketler olacak, fitne artacak diye. İşte buydu herhalde kıyamet, içimden “Ya Rabbi, Ya Rabbi yardım et” diyordum… İlk ulaştığımız enkazın çevresindeki vatandaşlardan birinin “abi buradan çok yakın ses geliyor” demesi üzerine enkaza çıktık, incelemelere başladık, sesi biz de aldık lakin orada bulunan bir vincin sapanı yoktu, yırtılarak kopmuştu… Maalesef bize verilecek jeneratör, elektrikli veya sıvı yakıtlı kurtarma mekanik ekipmanları, alet ve edevatlar da henüz ulaştırılamamıştı… İnsanlar çaresizlik içinde, kimisi ağlıyor, kimisi bağırıyor, kimisi bizlerden medet bekliyordu… Ancak hiçbir şey yapamıyorduk. Bizim de içinde bulunduğumuz o an, işte çaresizliğin tanımı tam da bu olsa gerekti… Gece yarısı olmuştu… Ekibimle (ÇAĞAN APT.) enkazda kurtarma çalışmaları yapıyoruz, döşeme betonu üzerinde açtığımız 1,5 m - 1,5 m ebatlarındaki boşlukta, dolu ile karışık yağmur yağarken, aniden Oğuz abi seslendi, “bakar mısın” diye eliyle bir tutam saça dokunduğunu tepe lambamızın yardımıyla gördüm. “Allah’ım inşallah oyuncak bebek saçıdır” diye dua ettik. Ancak maalesef yavrusuna sarılmış vaziyette bulduğumuz bir anne cesedi idi… Hayatta hep “güçlü olmayı” öğretti büyüklerimiz, belki eğitim veren kurum ve kuruluşlarımız. Ama güçlü olabilmek için “karşılaşmak” gerektiğini öğrendim… Evet güçlü olabiliyordu insan, manzara dehşet verici idi ama inancımız bize her şeyin Cenab-ı Mevla’dan geldiğini öğretmişti… O gece sabaha kadar yoğun yağış altında çalışıp sabah saatlerinde cenazeleri yakınlarına teslim ettik. Aynı enkazda çalışmalar devam ederken yine “ses geliyor” uyarısını aldık. Zaman zaman gün içinde ses dinlemesi yapıyorduk. Ortam dinlemesi için tüm makine ve ekipmanlar susturuldu (jeneratörler iş makinaları ve insanlar). “Sesimi duyan var mııııı?” diye bağırdık hep bir ağızdan… Bu anda bir kadının “yardım edin” sesini çok cılız bir şekilde aldık. Sesin kaynağının teyidini yapıp tam odak noktasına ulaşmamız gerekiyordu. Depremin üzerinden yaklaşık 30 saat geçmişti, zamanla yarış başlamıştı, enkazın altında ne durumda olduklarını bilmiyorduk, sesin odak noktasına yoğunlaştık ve hemen o bölgede üstten ve yandan girme tekniği ile çalışmalara başladık. Üzerimizde iki kat tabliye beton vardı tehlikeli bir alanda çalışma yapılması gerekiyordu. Aldığımız eğitimlerle kurduğumuz tahkimatlar ve içerideki molozların temizlenmesi, kesme, kırma ve parçalama işlemlerinin yapılmasına müteakip yaklaşık 4-5 saat sonra 3-4 yaşındaki Bedirhan’a ulaştık, çok şükür yarasız beresizdi. Annesi Cihan ablanın kucağında kanepenin üzerindeydiler. Aynı odada Efe de vardı, istemsizce yüzlerimiz güldü, “Allah’ım, öldüren de yaşatan da Sensin, Sen”… Aynı odada üç cana ulaşmıştık. Hiçbir şekilde hiçbir zaman böylesine bir duygu yoğunluğu yaşamamıştım. Ne açlık, ne yorgunluk, ne susuzluk aklınıza geliyor. Hayret edilecek bir durum ki, enkaz altında canlı insanları gördükçe insana daha da bir güç geliyor. Onu da çıkaralım, YA HAY, YA KAYYUM diyerek tekrar başlıyorduk… Efe’yi uyutmamak ve çektiği acıyı bir an olsun unutturmak için futbolla alakam olmamasına rağmen Fenerbahçe-Galatasaray muhabbeti açmıştım. Allah beni affetsin. Nihayetinde anneyi ve yine aynı odada bir kolu kademenin altına sıkışmış olan Efe’yi uzun uğraşlar sonunda enkazdan sağ salim çıkarabildik. Enkaz başında bekleyen yakınlarının, Cihan abla ve Efe’nin duaları arşa yükselirken “başka kimse var mı” diye tekrar enkaza girdik. Aynı odada baba ve bir kardeşin vefat ettiklerini tespit ettiğimde sevincimiz kursağımda kalmıştı. Bu hâl, tarifi olmayan, yazılamayan, anlatılamayan bir hâldi… “ABİ KARANFİL KOKUSU ALIYORUM.” Ertesi gün Eda apartmanında çok kalabalık bir ekiple arama kurtarma faaliyeti yapıyorduk. Ekipten Göksel abinin sesiydi bu, ben enkazın diğer tarafında başka bir sektörde kahraman Mehmetçiğimiz ve AFAD personeliyle çalışıyordum. Vefat eden bir vatandaşımıza ulaşılmış, çıkarılması için planlama yapılması gerekiyordu. Bina sakinlerinin yakınları alandaydı, cenazeyi çıkarana kadar haber vermememiz gerekiyordu. Uzun uğraşlar sonucunda (3 saat kadar) vatandaşı beden bütünlüğünü bozmadan enkazdan çıkarmıştık. Kimlik tespiti için Mehmetçiğimize teslim ettik. Allah rahmet eylesin. Enkazda vefat eden birinin kokusunu alırsanız yakınlarını paniğe sevk etmemek için şifreleme yapmak zorundasınız. Depremin 14. günü idi. Hatay’a geçmiştik. Allah’ım bu ne şiddetli bir uyarıydı, Hatay’ın yarısı enkaz haline gelmişti. Hatay Reyhanlı’da İHH yetim köyünde konaklamak üzere bulunuyorduk. Saat 20:00 suları idi. Yatsı namazı kılmak için yetim köyü camiine girdik. Cemaatle namaz kılarken birden elektrikler kesildi ve yer çok şiddetli sallanmaya başladı… “YA RABBİ ŞEHADET Mİ?” dedim. Allahım namazda iken secdede mi geliyordu ölüm. ÇOK ŞÜKÜR, ÇÜK ŞÜKÜR, ÇOK ŞÜKÜR… Bir taraftan da şehadet getiriyordum içimden, gözlerimi kapatarak. Yaklaşık 15-20 saniye sürdü. Çok defa depremler yaşadım ama bu bambaşkaydı. Sanki kısa ancak yüksek dalgalı denizde giden bir balıkçı teknesi gibiydik. Yerden gelen o dehşet verici ses de cabası idi… Sonradan 6,4 şiddetinde Defne adında bir yerleşim yerinde olduğunu öğrendik… Alanda çalıştığımız süre içerisinde 1500 kişiye yakın İHH arama kurtarma ekibi ve en başta İzmir Foça amfibi taburu, İskenderun deniz okulu ve istihdam taburu askerleri olmak üzere AFAD’ımızın kıymetli personeli, çeşitli STK’larımızın arama kurtarma gönüllüleri, çok kıymetli maden işçileri, vasıflı-vasıfsız gönüllü abiler ve Azerbaycanlı, Özbekistanlı, Tacikistanlı, Suudi Arabistanlı, Endonezyalı, Malezyalı Müslüman kardeşlerimiz ve Koreli, İspanyol, Gürcü, Afrika ve Asya kökenli çok sayıda ekip mensubuyla mesai yaptık. Hepsinden Allah razı olsun. Cenab-ı Mevlam Ümmet-i Muhammed’i korusun, bir daha böyle afetler yaşatmasın. Bu vesile ile ümmeti uyandırsın, Yaratan’ı bizlere unutturmasın, basiret ve feraset versin. O’nu aklından çıkarmayan, çok şükreden, çok tevbe eden kullarını çoğaltsın. Nimet azgınlığından, şükürsüzlükten, günahlardan, ölümü unutmaktan korusun… Amin. Son söz olarak; Rabbim o kardeşlerimizi depremle, acıyla, ölümle imtihan ederken bizi de onlara, o mazlumlara yardım edip etmemekle imtihan ediyor. Fî emaniillah. |
Yorumlar |
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |